9 Şubat 2012 Perşembe

Fulya'da Quartet Gecesi

Bu akşam Fulya Sanat Merkezi bir müzik ziyafetine ev sahipliği yaptı. Borusan Quartet'in ne kadar başarılı olduklarını yazmayan yoktur tabi; ama ben ne yazık ki ilk defa onları izleme fırsatı buldum. Ve eve gelir gelmez heyecanla onlar hakkında birşeyler yazmak istedim. Burazada'da oturmam ve havanın karlı olması sebebiyle giderken 'acaba eve geri dönebilecek miyim' tedirinliği yaşadım; ama o konseri dinleyeceğimi bilseydim Los Angles'tan bile kalkar giderdim (ki evet salonda böyle biri vardı.). Konsere Schubert'in 'Ölüm ve Genç Kız' adlı eseriyle başladılar. Aradan sonra ise Fazıl Say ve Oğuzhan Balcı'yla devam ettiler. Oğuzhan Balcı, eserine 'Borusan Quartet' ismini uyun görmüş ve eseri onlara ithaf etmiş. Eser, 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm (Tanışma), dörtlünün tanışmalarını anlatıyor. Hatta notalardaki vurgulardan virtüözlerin isimlerini de duymak mümkün. 2. bölüm (Sığınma) biraraya gelerek uyumlu bir bütün haline gelmelerini anlatıyor. Son bölüm ise (Deli Dalga), dünyaca ünlü bir quartet olmalarını sembolize ediyor. Son kısımdaki Karadeniz motifleri ise dinleyciyi hem şaşırtıyor hem de keyflendiriyor. Sanırım sadece dinleyiciyi değil icracıları da keyiflendiriyor. Bu kısımlar çalınırken hepsinin yüzünde tatlı bir gülmseme  beliriyor. Aslen Rizeli olan Çağ Erçağ ise gülümsemeyle yatinmeyip çeşitli kafa ve ayak hareketleriyle beden dilini tamamlıyor. Şaka bir yana o kadar iyiler ki; onları izlemek gerçekten büyük keyif. Nefesleriyle anlaşıyorlar ve bu mükemmel bir senkronizasyon sağlıyor. Arada kendimi o kadar kaptırmışım ki Schubert'in 3. bölümü ve Sığınak adlı parçanın sonunda gözlerimin nemlendiğini farkettim.

Konserle ilgili  dikkatimi çeken başka bir şey ise şu bölüm arası alkışları. Her konser 1. en fazla 2. bölümden sonra sabredemiyoruz, hemen alkışlamak istiyoruz ve bu isteğimizi gayrıihtiyari uygulamaya geçiriyoruz. Yani evet ben alkışlamıyorum ama alkışlayana 'cık cık ne ne kadar ayıp' homardanmasını da yapamıyorum. Bu konserde de hem alkışlayanlar hem de 'cık cık teyzeler' vardı. Bu bence, ne kadar batı müziği dinlersek dinleyelim doğu toplumu olmamızla alakalı. Biz takdir etmeyi seviyoruz, sıcakkanlıyız dayanamıyoruz; ya da bilmiyoruz. Her iki koşulda da uaktan ayıplamak yerine lisanı-ı münasiple uyarmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Quartet bile bu durumu küçük tebessümlerle karşıladı. Hatta arada Esen Kıvrak seyirciye yan gözle tebessüm ederek 'Evet teşekürler ama yanlış zamanda alkışlıyorsunuz ' bakışı bile attı. Onlar bile idare eteye çalışıyorlar yani. Neyse netice itibariyle mükemmel bir akşam geçirdim. Vapurdan inerken bile yüzümdeki tebessüm geçmemişti.
Not: Fulya Sanat Merkezi hem güzel bir salon oldu; hem de konser sonrasındaki servisler gelenlerin mağdur olmamasını sağlıyor.Tabi ki AKM değil ama büyük bir boşluğu doldurduğu da gerçek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder