1 Şubat 2012 Çarşamba

Bir görüntü delisinin günlüğü

6 yaşında mıydım neydim; kreşten gelip ödevlerini yapan ailesi tarafından takdir edilen çalışkan bir çocuktum. Ta ki anneannemin ziyaretleri sıklaşıncaya kadar. 'İşlerini bitir de birlikte Türk filmi izleyelim.' ısrarları sonucu başladım izlemeye. Çünkü diğer kuzenlerim de onunla film seyrediyordu ve benim 6 yaş kıskançlığımı yenebilmem için bu işe daha fazla mesai harcamam gerekiyordu.İlk başta anlamlandıramadığım filmler zamanla neşe kaynağım; bir süre sonra ise yaşama sebebim oldu. Ailemin takdir ettiği çocuk değildim artık. Keza bu konuda sürekli tartışma halindeydik. Sadece anneannem takdir ediyordu beni. Hatta ilk eleştiri metinlerim onun duymadığı yüksek volümlü filmleri ona geri anlatmakla oluştu. Hiçbir şey mutlu edemezdi bizi ekranda görünen "Erler Film'' yazısından daha fazla. Sonra oyuncular akar. Anneannem bir yandan onların magazinel hayatları hakkında küçük bilgiler verir. O onun kocasını ayartmış, o yüzden onu sevmezmiş; yok öteki yaşlı annesine bakıyormuş hayırlı evlatmış falan. Film başlar biz büyülenmişcesine izleriz ve ben kaçırdığı yerleri son derece subjektif olarak ona anlatırım. İstediğim karakteri överim istediğimi yererim. Türk filmleri'ydi, pembe dizilerdi derken büyüdüm. Artık kendi tercihlerimi izleyebilecek, istediklerime ulaşabilecek yaşlara geldim. Tiyatro okudum, sonra izledim, sonra oynadım. Oyun ne demekmiş onu anladım. Sinema izledim anlamadım sonra bir daha izledim yine anlamadım, bir daha izledim bu sefer anladım. Sinema'nın da her zaman o kadar kolay anlaşılan bir şey olmadığını anladım. Televizyon zaten en kolay ulaşılanıydı ve hep vardı; o yüzden artık kıyaslamaya başladım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder