25 Şubat 2012 Cumartesi

21. Yüzyılın Meddahı Mehmet Esen

Meddahlık, Geleneksel Türk Tiyatrosu'nun en sevilen türlerinden biridir. Çünkü biz evvel ezel severiz 'birileri bir şeyler anlatsın, biz de dinleyelim' halini. Yani düşünen ve düşündüklerini paylaşan birileri elbet çıkar. Bizim her zaman çok da aktif olmamız gerekmez. Belki de bu yüzden 16. yy.dan itibaren aşık kahvelerinin vazgeçilmezi halini alıyorlar meddahlar. Erkek-egemen toplumun etkisiyle kadınların meddahla tanışması biraz gecikiyor tabi. Kahvelerde ilgi toplayan meddahlar, Direklerarası'nda toplumun her kesiminde büyük ilgi topluyor kısa zamanda. Peki ne yapar meddah? Halka karışmış alaylı oyunculardır aslında. Keza 16. yy.da konservatuar eğitimi söz konusu değildir zaten. Bir mendil ve bastonla çıkar kalabalığın karşısına. Sadece bu aksesuarları kullanır, karşısındaki güruhun hayalgücünden de faydalanarak. Çünkü bazen o baston bir at olur, bazen arkadaş; mendilse farklı tiplere bürünmesine en büyük destekçi. Sonra yıllar geçtikçe eskinin yerini birçok şey aldı. Tabi Geleneksel Tiyatro da nasibini aldı bundan.

İsmail Dümbüllü, Münir Özkul, önce radyoda sonraysa televizyonda devamını getiren Orhan Boran... Derken postmodernleşen meddahlık 'Stand Up' başlığı altına girmekten kurtulamayacaktı ki; yeni nesil meddah Mehmet Esen bu geleneğin ömrünü uzattı. Mehmet Esen, Münir Özkul'dan etkilenerek yapmıştı ilk meddahlık gösterisini, Cihangir İlkokulunda. Sonra 'Ankara Sanat', 'Devrimci Ankara Sanat' dahil birçok tiyatro deneyiminden sonra ne şans ki -belki de kader demeliyiz- profesyonel anlamda ilk meddah gösterilerini de yine Münir Özkul'un rejisiyle sahneledi 1983'te. Şimdi ise her cumartesi Sıraselviler Lush Kabare'de.
Taksime çıktığınız zaman her akşam sayısız 'Tek Kişilik Gösteri' bulabilirsiniz. Ama sanırım meddahlığın bunlardan farkı, içinde yaşanmışlığı barındırması. Yani kastettiğim yolda denk gelip de yaşadıklarımız değil. Bir şeyleri dert edip, onları elde etmek için çabalarken elde ettiğimiz yaşantılar. İşte Mehmet Esen, tiyatroya ve hayata dair tukusunu traji-komik bir dille ve yılların verdiği ustalıkla sunuyor bize. Klişelerden nefret ederim ama; 'Geleneksel Tiyatro güldürürken düşündürür; düşündürürken güldürür.' ibaresini hiç bu kadar iyi anlamamıştım. İyi ki gidip izlemişim.
Not: Afiş tasarımı çok başarılı olmuş. Artık ışığından mı, fotoğrafa kazandırdığı ifadeden mi bilmiyorum ama; -46 kadar uç örnekler olmamasına rağmen- Mehmet Turgut imzasını artık tanıyorum. Keza haksız da değilmişim. Mehmet Turgut'un da ellerine sağlık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder