Sanatın her alanında büyük sıkıntıar yaşayan bir ülkeyiz malesef. Özellikle son yıllarda o kadar çok vakayla karşılaştık ki. Topkapı'da İdil Biret konserinin basılması, resim sergilerinin camlarının indirilmesi, Oğuz Aral'ın Can Yücel'in heykellerini yıkılması AKM'nin kapatılması, Taksim Sahne'sinin kapatılması; tiyatroseverlerin çil yavrusu gibi şehrin çeşitli yerlerine dağıtılması bunlardan ilk akla gelenler. He tabi bir de Kars'taki 'İnsanlık Anıtı' var, onu da söylemeden geçmeyelim. Neyse ki tekbirlerle başı kesilen 'İnsanlık Anıtı' yerine 'Kaşar ve Bal' gibi daha manalı(!) bir heykel diktiler de biz sanatseverlere ve dünya basınına yepyeni bir mizahi malzeme verdiler. 'Daha başımıza ne gelebilir ki?' derken yenisi de geldi. Son yönetmelik değişikliğiyle; 100 yıllık gelenek Şehir Tiyatroları'nın repertuarına sanatçılar yerine, bürokratların olacağı bir kurulun karar vereceğini duyduk. Bu hem tiyatrocuya hem de seyirciye hakaret demektir. Sanatın özgür tavrı siyasilere meze haline getirilmemelidir. Çünkü durum, oyun izlemeden eleştiri yazan yazarlardan etkilenip; 'Dur şuna da el atalım o zaman' denecek kadar basit değildir. Aksi halde ahlakları bozulmasın diye roman okumalarının yasaklandığı Tanzimat Dönemi'nden farkımız kalmaz. Bugün de tiyatroya gösterilen bu tavır 'tek tip nesil yetişrme' isteğinin en önemli parçasıdır.
Tiyaroseverler 24 Nisan'da Galatasaray'da yapılan eylemden sonra şimdi de Muhsin Ertuğrul'da toplanacaklar. 29 Nisan Pazar günü saat 18:30'dan itibaren Muhsin Ertuğrul sahnesinin önüne mumunu miderini kapan gidecek. Sabaha kadar şarkılar söylenecek. Bu ve bunun gibi eylemler yönetmelik değişene kadar sürecek. Şimdi başrol dayanışmanın. Umarız bu çabalar boşa gitmez ve kazanan sanat olur.
27 Nisan 2012 Cuma
20 Nisan 2012 Cuma
Tarla Kuşuydu İskender
Çarşamba günü Şehir Tiyatroları Kağıthane Sahnesinde izledim 'Tarla Kuşuydu Juliet'i. Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim. Oyun hakkında az çok fikir sahibiydim; ancak Engin Alkan'ın rejisiyle izlemek büyük şanstı benim için. Doğru mu düşünüyorum bilmiyorum, ama yönetmenin oyunda bulunması izleyen açısından güzel bir durum sanki. Her oyunda 'prömiyer' ciddiyeti olur gibime geliyor. Tabi bu durum oyuncu için avantaj mı dezavantaj mı, diğer oyunculara sormak lazım. Çünkü; onların açısından da 'ev sahibinin üst katında oturan kiracı' durumu söz konusu. Ephraim Kishon'un oyunu, 'Eğer Romeo ve Juliet kavuşsalardı ne durumda olurlardı?' sorusunun cevabını veriyor bizlere. Engin Alkan'a Sevinç Erbulak, Çağlar Çorumlu ve Murat Bavli eşlik ediyor. Ayrıca Çağlar Çorumlu, oyundaki performansıyla '10. Lions Tiyatro Ödülleri'nde Genç Yetenek Teşvik ödülüne de layık görülmüş.
Yer yer yabancılaştırmalara yer verilen oyunda, son zamanların en önemli sorunların biri olan Şehir Tiyatroları'nın sıkıntılı durumu da hicvedildi. Tabii ki seyici de bu hicve karşılık verdi. Hatta içlerinden bir tanesi söz alıp bir süre de konuştu. Genellikle tiyatroda bu tip oyun bölünmelerinin oyuna saygısızlık olduğunu düşündüğüm için pek bulaşmam; ama biz tiyatro tutkunlarını o kadar derinden yaralayan bir durumla karşı karşıyayız ki; 'Varol!', 'Sizinleyiz!' gibi nidalar savururken buldum kendimi.
1914'ten beri sanatçının elinde yükselen şehrin tiyatrosu siyasi ihtirasların kurbanı olmamalı. Durumun mimarlarından İskender Pala da 'Günlük Müstehçen Sırlar' adlı oyunu izlemeden, oyunda müstehçen bir şeyler olduğunu düşünüp bir yazı yazmış. Tiyatroya bu kadar uzaktan bakan bir zihniyet eğer isteklerini gerçekleştirirse; muhtemelen Juliet'in kefere olduğunu düşünecek ve milli yazarlarımızın da izniyle oyunun adını Tarla Kuşuydu İskender'e çevirecektir herhalde.
Yer yer yabancılaştırmalara yer verilen oyunda, son zamanların en önemli sorunların biri olan Şehir Tiyatroları'nın sıkıntılı durumu da hicvedildi. Tabii ki seyici de bu hicve karşılık verdi. Hatta içlerinden bir tanesi söz alıp bir süre de konuştu. Genellikle tiyatroda bu tip oyun bölünmelerinin oyuna saygısızlık olduğunu düşündüğüm için pek bulaşmam; ama biz tiyatro tutkunlarını o kadar derinden yaralayan bir durumla karşı karşıyayız ki; 'Varol!', 'Sizinleyiz!' gibi nidalar savururken buldum kendimi.
1914'ten beri sanatçının elinde yükselen şehrin tiyatrosu siyasi ihtirasların kurbanı olmamalı. Durumun mimarlarından İskender Pala da 'Günlük Müstehçen Sırlar' adlı oyunu izlemeden, oyunda müstehçen bir şeyler olduğunu düşünüp bir yazı yazmış. Tiyatroya bu kadar uzaktan bakan bir zihniyet eğer isteklerini gerçekleştirirse; muhtemelen Juliet'in kefere olduğunu düşünecek ve milli yazarlarımızın da izniyle oyunun adını Tarla Kuşuydu İskender'e çevirecektir herhalde.
11 Nisan 2012 Çarşamba
Silkonlu Model, Sosyal Medya ve Bizet
Bugün gazetede gördüğüm bir haber çok garip geldi bana. Almanya'da yemek yarışmasına katılan ve yarışma performansı sonrasında sosyal medyada eleştiri yağmuruna tutulan Claudia Boerner isimli modelin, bu duruma dayanamayıp intihar ettiği iddia ediliyor.Yarışmada konuşulmaları beğenilmeyen mankenin silikonlu göğüsleri de eleştiri konusu olmuş internette.
Böyle sonuçlarla karşılaşmamamızın sevindiriciliği bir yana; ülkemizde de sosyal medya mağdurları hayli fazla. 'Kim Milyoner Olmak İster' yarışmasının heyecanlı yarışmacıları olsun; Oscar'lı filmi beğenmeyip para iadesi isteyen şarkıcılar olsun... Trajikomik durumları eleştiriyor sosyal medya. Kimisi ayarında eleştiriyor; kimisi ise kantarın topuzunu kaçırıyor. Ne şekilde olmalı, nasıl neticeler doğurur bilemem; ama sosyal medyanın etkisinin büyük olduğu kesin
Bunları düşnürken Bizet geliyor aklıma. Ünlü besteci G. Bizet, son ve en önemli operası Carmen'i yazdı. 3 Mart 1875 tarihinde prömiyeri sergilenen oyun, dönemin sanat eleştirmenleri tarafından çok ağır eleştirilere maruz kaldı. Bunun üzerine hayata küsen Bizet, Paris'ten ayrılarak şehrin dışındaki evine tabiri caizse hapsediyor kendini; bundan üç ay sonra, 3 Haziran 1875'te de kalp krizi geçirerek hayatını kaybediyor. Aslında buna fizyolojik intihar da denebilir. Yani o kadar eleştiriye dayanamıyor sanatçının kalbi.
Alakasız gibi görünüyor belki ama, her dönemde insanlar haklı ya da haksız sebeplerden birbirlerini eleştirmiş ve bu tavırlarıyla başkalarının hayatlarını etkilemeyi başarmış. 19.yy.ın Fransa'sında sanat eleştirmenleriydi; bugünse sosyal medya üstleniyor bu görevi.
Böyle sonuçlarla karşılaşmamamızın sevindiriciliği bir yana; ülkemizde de sosyal medya mağdurları hayli fazla. 'Kim Milyoner Olmak İster' yarışmasının heyecanlı yarışmacıları olsun; Oscar'lı filmi beğenmeyip para iadesi isteyen şarkıcılar olsun... Trajikomik durumları eleştiriyor sosyal medya. Kimisi ayarında eleştiriyor; kimisi ise kantarın topuzunu kaçırıyor. Ne şekilde olmalı, nasıl neticeler doğurur bilemem; ama sosyal medyanın etkisinin büyük olduğu kesin
Bunları düşnürken Bizet geliyor aklıma. Ünlü besteci G. Bizet, son ve en önemli operası Carmen'i yazdı. 3 Mart 1875 tarihinde prömiyeri sergilenen oyun, dönemin sanat eleştirmenleri tarafından çok ağır eleştirilere maruz kaldı. Bunun üzerine hayata küsen Bizet, Paris'ten ayrılarak şehrin dışındaki evine tabiri caizse hapsediyor kendini; bundan üç ay sonra, 3 Haziran 1875'te de kalp krizi geçirerek hayatını kaybediyor. Aslında buna fizyolojik intihar da denebilir. Yani o kadar eleştiriye dayanamıyor sanatçının kalbi.
Alakasız gibi görünüyor belki ama, her dönemde insanlar haklı ya da haksız sebeplerden birbirlerini eleştirmiş ve bu tavırlarıyla başkalarının hayatlarını etkilemeyi başarmış. 19.yy.ın Fransa'sında sanat eleştirmenleriydi; bugünse sosyal medya üstleniyor bu görevi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



